KADIN ERKEK HALLERİNE İLİŞKİN MIRILDANMALAR

Yeryüzünde dişi ve erkeğin bir arada olmaya karar vermesinden sonra, dişi hamağını erkeğin bulunduğu bölgeye taşır ve erkeğin çevresinde görünmez bir koruma kalkanı oluşturur. Kalkan, diğer dişi yaratıklara duyarlıdır ve erkek nereye giderse gitsin belli çapta onun korunmasını sağlar. Bu koruyucu kalkanın “chip”ine insanlar kendi aralarında “alyans” derler. “Chip” ya da “Alyans” aynı zamanda dişi eşin erkeği izleyebilmesine yarar ve bir benzeri de onda bulunur. Buna kovalamaca alanı denir. Başka bir dişi yaratık erkekle ilgilenirse alyans uyarır hem dişi eşi, hem karşıdaki dişiyi… Erkek derhal güvenli bölgeye alınır.

Elbette bu önlemler dışında erkeğin çok ilgi çekici olmaması gerekir.  O yüzden hamağını erkeğin yanına asmış olan dişi ne yapıp eder, güzel besin oluşturma becerisi diye bir özellik geliştirerek erkeği özel bir beslenme düzenine sokar. Bu erkeğin hacmini artırdığı gibi, hareket yeteneğini sınırlar ve diğer dişilerin ilgisini zayıflatır. Ama konumuz şimdi bu değil, ne diyorduk?

Yakışıklı ve akıllı bir erkekse başka tehlikeler söz konusudur. Ciddi stratejiler izlenmesini gerekli kılar. Dişi kimi zaman yaşayarak (problem çözme yöntemiyle) kimi zamansa kalıtımsal yetenekleriyle bu stratejileri belirler.

Ama erkek, hem yakışıklı, hem akıllı hem günün moda deyimiyle “karizmatik” olmasının yanında, alışılmışın dışında becerileri olan, konuşma yeteneği yüksek bir erkekse bir saatli bombayla yaşanıyor demektir. Ne yeryüzünde kapladığı alan ne hamağının yanında bir hamak olması, ne koruma kalkanı, kovalamaca alanı para etmeyebilir. Sürekli olarak patlama süresini değiştirme çabası gerektirir. Ama gizli bir el o saati yine, yine çalıştırır. Tabi bu fazlasıyla yıpratıcı ve yorucu bir yaşam biçimidir. Dişi çok bunaldığında bağlantı kablolarını çıkarır. (Tamamen devre dışı bırakmak söz konusu olamaz ne yazık ki!)  Yıpratıcı ve yorucudur evet. O yüzden kadınlar erkeklerden daha önce çöker ve yaşlı görünümüne girerler. Ama daha geç ölürler. Bu da görev bilinci ve koruma kalkanı, kovalamaca alanıyla ilgilidir. Dişi önce erkeği yerine yerleştirir, onu gömer, sonra yapılacak işleri tamamlar. Tıpkı akşam yatmadan önceki işleri tamamladığı gibi, gidip yanına uzanır.

Biz koruma kalkanı konusuna geri dönelim. Dişinin yaşamındaki yorucu çabaları nedeniyle erken çöktüğünü saptamıştık ya… Gün gelir bunu fark edip kendileriyle ilgilenmeye başlarlar ve aynı zamanda erkeğin de aynı yıpranış içinde olduklarını zannettiklerinden onu kendi haline bırakırlar. Koruma kalkanının ışınımlarının düzeyine dikkat etmez olurlar. Tanrının adeta bir özür dileyişi olarak yeryüzüne gönderdiği estetik ve kozmetik bilimleri ışığında doktorların rehberliğinde değişim, dönüşüm, yenilenme sürecidir bu. Ama Tanrı yine erkekleri kayırmıştır. Bu döneminde erkek olgunluğun ışığını ince çizgiler halinde yüzüne yerleştiren, sakin, kendine fazlasıyla güvenli, yeteneklerinin efendisi durumundadır. Koruma kalkanını da kendi istediği gibi kullanma yöntemleri oluşturmuştur. İçerinin düzeni ve güvenliğiyle dışarının serüvenini ve tazeleyiciliğini yaşar. Kendisini şüphelerden koruyacak, muhteşem gümüş saçları, hüzünlü bakışları olmuştur… Ve bu gümüş kaplan gece avlanır…

Ya işte böyle.

Ben kim miyim? Bir ılgım. İlkyazda uğradığınız çölde yaşarım. Buradan hiç çıkmadım. Ne yeryüzü insanlarını bilirim gerçekte, ne kaplanları. Yalnızca düş gücü geniş olanlar için varım. Belki gerçek bile değilim. Sözcükler var emiştir de beni bazen bir şaire rastlarım.

Published by

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

serapgokalp

Bursa doğumlu. Bir süre devlet memurluğu yaptı, istifa ederek otomotiv, gıda, tekstil, çelik, inşaat sektörlerinde değişik görevlerde çalıştı. İlk öyküsü Edebiyat-81 dergisinde 1983 yılında, daha sonra Yeni Olgu, Kıyı, Öner Sanat, Karşı, Yaklaşım, Yazko, Papirus, Agora, Türk Dili dergilerinde yayınlandı. Sonraki yıllarda; İle Dergisi, Patika Dergisi, Anafilya, Havuz, Öykü Teknesi, Sözcükler, Notos, Kurşun Kalem, Kar, Dünyanın Öyküsü, Kitaplık, Gösteri dergilerinde öyküleri, inceleme yazları yer aldı. İlk öykü dosyası Böcek Cinayetleri’dir. Ancak yayıncı tarafından yıllarca bekletilip basılmadığı için dosyayı geri almış ve imha etmiştir. İkinci dosyası Astak Kum Saatinde Akarken adlı kitabı, 2002 yılında Sistem Yayıncılık tarafından kitaplaştırıldı. Otuz sekiz yeni öyküsü 267 sayfalık bu ilk kitapta yer aldı. İkinci kitabı Kulak Misafiri, 2009 yılında Pupa Yayıncılık tarafından basıldı. Ödüllü öykülerinin yer aldığı bu kitabı Orhan Kemal Ödüllü üçüncü kitabı Tuz Saraylar izledi. 2010 yılında İlya Yayıncılık tarafından kitaplaştırıldı. Dördüncü kitabı Pirana Kahkahaları 2017 yılında Kanguru Yayınları tarafından yayımlandı. Kişisel kitapları dışında Anlatılan Bizim Hikâyelerimiz, Çığlık, Mübadele Öyküleri, Öykü Dostluğu, Kadınların Ruh Acıları, Öyküden Çıktım Yola-252 Yazardan Minimal Öyküler, Gurbet (Almanya, Gökyüzü Yayınevi Seçkisi) Tanzimattan Günümüze Rumeli Motifli Öyküler seçkilerinde öyküleri yer aldı. Kadın Yazarlar Derneği Yayını, Kadınlar Edebiyatla Buluşuyor adlı projede öykü atölyeleri düzenleyerek aynı adlı yapıtta ve yine Kadın Yazarlar Derneği Yayını olan Söz Kesmek, Kına Yakmak, Nikah Kıymak adlı kitapta incelemeleri, yayınlandı. Öykü kitapları dışında Kalp Krizi, Bu Gece Uyku Yok Çünkü ve Buket Başaran Akkaya ile ortak oyunlaştırdıkları İki Çığlık, İki Türkü, Bir Ağıt adlı oyunları bulunuyor. Serap Gökalp’in bir öyküsünden oyunlaştırılan bu oyun Devlet Tiyatrolarına kabul edildi. Çalışmalarından Fadime Hanımın Işığı adlı öyküsü Petrol İş Sendikası – Kadın Öyküler Yarışmasında 2007 birinciliğini, Sisin İzi adlı öyküsü, Madenci Öyküleri Yarışması 2007 ikinciliğini, 16/24 Vardiyası adlı öyküsü, Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri Yarışması 2007 üçüncülüğünü kazanmıştır. 2009 yılında Tuz Saraylar adlı dosya ile katıldığı öyküleri Orhan Kemal Ödülü ikinciliğini almıştır. Metin incelemelerini dergilerde, internet edebiyat siteleri ve edebiyat etkinliklerinde, paylaşmaktadır. Halen ÇYDD Bodrum şubesinde gönüllü olarak çalışmakta öykü atölyeleri düzenlemektedır.

Yorum bırakın