ZEHİRLİ TERZİLER ARASINDA DURMAZ BAKKAL

Mahalleye yeni bir terzi geldi.

Yıllardır kimsenin tutmak istemediği şu benim köhne dükkâna girdi, elleri belinde şöyle bir etrafına bakındı. “Tamam,” dedi, “burayı tutuyorum.” Sonunda bir kiracı bulmaktan mutlu ben, hemen kafamdan yıllık geliri hesapladım. Terzilik yapacakmış. Bakarsın terziye gelen giden olunca benim bitişikteki “Durmaz Bakkal”  da biraz hareketlenir. Malum kadın milleti bir yere dadandı mı ihya eder. “Kadın terzisi misiniz erkek mi?”“Kadın terzisi,” dedi. Oh, oh, derken işin bu noktasında, mahallenin iki kuşaktır terziliğini yapan Firüş’u düşünmedim değil. Hani hovardalıktan eve dönerken karıma ne söylesem diye kurarsın ya, öyle bir duygu esti geçti içimde. Aman canım ! Firüş zaten yaşlılara göre kılık dikiyor. Bu yeni gelen de bayağı acar, cabbar, atagan birisine benziyor. Badanacı getirdi, vitrinci getirdi, elektrikçi getirdi, silip süpürdü… Derken çarpık bacaklı bir skodayla eşyasını taşıdığı gün Firüş Hanım benim bakkala damladı.  Bir şeyler almaya başladı. Şöyle yaptı; aldıklarını poşete koydu, poşetten çıkardı tek tek tezgâha dizdi, işaret parmağını dudağına koydu, yine hepsini poşete doldurdu.

“E hesaplasaydım da…” dedim.

Elinde meyve suyu kutusu, rafların arasından boynunu uzattı yan dükkânı gözetledi: “Eee?” dedi.

“Yeni geldi bunlar, vişnelisi çok güzel” dedim, poşetin içindekileri kaşla göz arasında hesapladım.

“Aman, anlamazlıktan gelmesene neyin nesi kimin fesiymiş bu?”

“Ha yeni terzi mi?”

“Demek doğruymuş. Mahalle çalkalanıyor Firüş Hanım sana rakip geldi diye ne zamandır beni kızdırmaya çalışıyorlar ya kimin umurunda? Pek çelimsiz, ufak tefek birine benziyor, diktiği dikişten ne olacak.”

Kalemi dudaklarımın arasına sıkıştırıp; “Hıı,” dedim.

Meyve suyu kutusunu küt diye tezgâha bırakıp tahtayı tıktıkladı:

“Niye öyle manalı manalı sesler çıkarıyorsun sen Durmaz Bakkal?”

“Yo, valla, hı dedim yalnız.”

“Manası ne? Sanki bir şey söylememek için kalem ısırmalar, tavanlara bakmalar!”

Göz kapaklarımı indirdim;

“İyi birisi, çok da konuşkan. Bakalım neler dikiyor göreceğiz.”

“Parayı saydı tabi eline, hemencecik bir şeyler diktirir artık karın. Kirayı ödeyemezse görürsün sen gününü,” deyişini büyük bir ilgiyle dinledim.  

“Ya Firüş niye yani? Koskoca mahalle. Biri olmasa biri diktirir elbet. Hem niye diktirmesin bizim hanım? Üstelik yan komşu bir de kiracımız. Ayıp olur zaten aaa.”

O sırada yeni terzi, arabadan iner inmez oyalanmadan dükkânının kapısını açmış, eşyaların yerini şoförle hamala göstermeye başlamıştı.  Gün içinde buralara nakliye arabası girmesi yasak ya. Hep şu nikah salonu yüzünden. Yeni terzi biliyor demek, bir telaş bir şıkır şıkırlık var üstünde ki Allah Allah! Şu Firüş da tam gelecek zamanı buldu. Gidip yardım etmek lazımdı kadına. Şimdi bırakıp gitsem ağzına geleni söyler, yüzüme bile bakmaz sonra…  Arabadan en son tabelayı  indirdiler.

“Şuraya bırakın,” dedi, yeni terzi hamala.

“E asılmayacak mı?”

“Ben asacağım.”

“Elinden geliyor yani.”

“Yeri hazır zaten, şarjlı tornavidayla zzzt takılacak. Elektriğe de bağlayacağım. Oldu bitti.”

“İyiymiş,” dedi hamal, yan yan baktı. “Ben de diyecektim ki elektrik işinden anlarım takıvereyim, farkını verirsen.”

“Yok yok, sağ ol. Ben hallederim.”

“İyi, madem,” dedi adam hayal kırıklığıyla. Parasını alıp gitti. Hayır, şu Firüş işini bitirmiş olsa ben de takıveririm ya oyalandıkça oyalanıyor mübarek…

“Şunu nereye koyayım?” dedi kamyonetin şoförü, elinde bir koli. Yeni terzi, cüzdanından para çıkarıp sayarken çenesiyle yer gösterdi, sonra para tomarını adama uzattı:

“Bir de siz sayın da…”

“Hayırlı olsun,” dedi şoför, kâğıt paraları saydı, sakalına sürdü, “Bereket versin.”

“Sağ ol, bereketini gör.” 

Kamyonetin kapısının kapanmasına baktık Firüş’la havada asılı kalan egzoz dumanına da… O sırada yeni terzi içeri daldı, ikimizi de yerimizden sıçrattı. Akşamın bu saati ne enerji maşallah. Genç tabi.

“Bakkal bey merhaba! Azıcık sucukla birkaç yumurta alayım akşam için, bir şişe ayran, bir de şu tahin helvasını.”

Rafların arasında karınca gidiş gelişleriyle baktım her şeyi kasanın yanına yığıvermiş. Kör olayım yüzümde kıl oynamış değil. Firüş bana öyle bir bakış baktı ki. Sonra omzundan yukarısını yüz seksen derece döndürdü:

 “Siz,” dedi “ne iş yapacaksınız burada?” Kulaklarıyla duymak istiyordu besbelli.

Yeni terzi, kümese yeni gelen, kendisine yer açmak isteyen bir tavuğun şen şakrak haliyle,

“Selam,” dedi, otuz iki dişi meydanda.  “Terziyim ben. Konfeksiyonda da çalıştım. Galata markasına yelekler dikiyorum, bu aralar. Ama daha butik işlerde hevesim var. Tekstil tasarımı okudum. Pratik günlük kadın giysileri, günün modasına uygun genç kız giysileri tasarlıyorum…”

Firüş’u taklit ederek yan gözle Firüş’a baktım, demek ki kirayı ödeyecek… Anlamazdan gelip boynunu gıcırdatarak gene genç kadına döndü, çünkü soluk almaksızın konuşuyordu.

“…Ustam Muhittin Bey artık yalnız çalışabilirsin, dedi, git dedi, kendi ekmeğini çıkar bakalım, dedi. Bu benim böyle bir yerde ilk deneyimim, kendi işim yani. Ah ne heyecanlı? Vitrin nasıl olmuş sizce?”

Firüş kalın bir sesle cevap verdi,

“Çok dikkat çekici gelmedi bana, ne bileyim. Ben vitrine genellikle gece elbiseleri koyuyorum.”

Ne kadar kocaman gözleri varmış bu yeni terzinin hiç dikkat etmemişim. Firüş Hanım’ın üst dudağının bu kadar kırışık oluşunu fark etmediğim gibi.

“A” dedi derin sessizliği hemen bozdu “ Siz de mi tersiziniz? Buralarda mı yoksa?”

Tezgahta Firüş’un tırnakları, tıkırdadı, sözcüklerin içindeki “r” harfleri yuvarlandıkça yuvarlandı.

“Ben gece elbiseleri dikiyorum, düğünler, nişanlar çok olur benim müşterilerimde. Öyle günlük elbiselerle vakit harcamak istemiyorum. Almam zati.”

Raflarda ilginç bir şey arıyor gibi çevresine bakındı, gerdanı kıpırdadı.

 “Anlıyorum,” dedi yeni terzi, selam veren bir kısrak edasıyla önüne baktı, dükkânın zeminini eşeledi, saçları yüzünü örttü. “Tabi siz usta sayılırsınız. Gece elbisesi dikmek ohooo!  Kim bilir yıllar yıllardır neee elbiseler, neee elbiseler… Muhittin Bey benim abiye tasarımlarımı da pek överdi gerçi… Siz hangi ustayla çalıştınız acaba?”

“Hacer Hanım -daha on üç yaşımdaydım yanına verdiklerinde- yetiştirdi beni.”

“Hacer Hanım mı? Yoksa şu Hilton’daki Bin bir gece masalları defilesini düzenleyen mi? A hayır o Hamiyet Hanımın defilesiydi? Hem zaten Hacer Hanım ohooo çoktan toprak olmuş olmalı.”

Ben sesinde bir ima sezmiş değilim hayır. Sonradan Firüş “bana yaşlı demek için ustama dil uzattı” falan dedi ama hayır… Zaten hemen konuyu değiştirdi, dedi ki,

“ Siz şu yeni çıkan transparan jarseleri kullandınız mı hiç?”

“Hayır,” dedi Firüş Hanım kötü bir koku almış gibi başını hafifçe geriye çekti.

“Ben denedim, nefis. Hele bu yılın çizgisi dar ve vücudu saran giysiler ya, harika oturuyor bedene.  Böylesi kumaşlar kullanınca -siz biliyorsunuz, deneyimlerinizden yani, değil mi ya? – birkaç dikiş hilesiyle kadınları zayıf göstermek de çok kolay oluyor. Gece elbisesi tasarımlarımı görmenizi çok isterim, usta olarak yani fikrinizi…”

Firüş’ün kalın gözlüklerinin içindeki göz bebeklerinin büyüdüğünü görür görmez başımı eğip kare bulmaca sayfasına baktım. Hah! Bütün gün aklıma gelmeyen o sözcük, o şey , önsezi “his-i kabl- el vuku”, ağzına kürekle vurası geliyor insanın ya bulmaca işte! Kalem nerede?

“Ben,” dedi Firüş hiddetle, “öyle ulu orta ne yapıp ettiğimi anlatmaktan hazzetmem. Kişi kendi kendini lanse etmez, (lanseyi kalın kalın söyledi) yaptığı işle gösterir. Bizim zamanımızda alçakgönüllülük vardı. Şimdilerde ne kadar bol keseden atarsan o kadar önemli oluyorsun belli ki.”

“Ah özür dilerim, bana kızdınız mı siz şimdi? Ben sizin gibi yıllarını bu işe vermiiiş, ustaaaa birine işlerimi anlatmak istemiştim. Ben sizin –nasıl denir?- yüksüğünüz bile olamam efendim. Siz hristo teğellerinizi bile elde yaparsınız eminim. Müşterileriniz sosyetedeeeen Bu mahalle mi?  Size dar gelir, dar. Duruşunuzdan konuşmanızdan yıllanmış olduğunuz anlaşılıyor zaten… Ama nasıl desem biraz bana… A, affedersiniz Bakkal Bey, sizi de oyaladık. O kadar işim var ben de burada durmuş çene çalıyorum.”

“O kadar işi var, yemeği unutmuyor,” dedi bana Firüş.

“A, kendime iyi bakmalıyım, hanfendiciğim, güçlü olmalıyım. Tehlikenin ne zaman nereden geleceği belli mi? Mikroplar öyle çok ki…”

 “Ah evet,” diye atılıp paketi uzattım, kalbim çarpmaya başladı birden. Parasını verdi, fişini verdim.

“Gidiyor musunuz?” dedi Firüş. “Ay sizi pek sevdim, pek konuşkansınız, elinize fırsat kalmıyordur.”

“Ya, öyle mi? İyi ki…”

“Anlamadım.”

“İyi ki sevdiniz demek istedim. Yoksa biz kadınlar büyüyoruz. Büyümeyi bıraktırıyorlar, büyülemeyi öğreniyoruz. Gün geliyor büyülemeyi unutunca da süpürgemizin üstünde geziyor, bu arada dişlerimizi düşürüyoruz. Bunun için de genç hemcinslerimizi sorumlu tutuyoruz. İyi akşamlar Hanımefendiciğim. Bir gün kahve içmeye gelin de dişleri pardon dikişleri konuşalım.”

Bir şey demeğe kalmadan karşıdaki nikah salonundan biri koşa koşa gelip içeri daldı.

“Şu yandaki terziyi nasıl bulurum acaba?”

“Buldunuz işte, dükkan benim.”

“Ay çok şükür. Biz nikah salonunda çekim yapıyoruz. Gözleri Aşka Gülen dizisini bilirsiniz.”

“Aaaa,” diye üçümüzün de gözleri parladı.

“Başrol oyuncumuzun gelinliği söküldü. Ne yaptıksa olmadı… Bize yardım etseniz…”

Yeni terzi geniş geniş gülümsedi, gülümseyişi bir itfaiye ışıldağı gibi dükkanın içini kapladı,

“Ay ne demek, hemen,” dedi, parasını ödeyip çıktı.  Onun dükkânına girdiğini ledli tabelasını abartılı bir hareketle yaktığını gördük. Bütün sokak “Dilara Style,” diye yanmaya, gözlük camlarımızda oynaşmaya başladı. Hiç oyalanmadan bir çantayla az önce gelen genç kadının peşinden nikah salonundan içeri daldı. Firüş benim bakkalın kapısına seğirtti.

“E paket?” dedim.

“Ne paketi!”

Çıkıp gitti.

Hava iyice kararmıştı.

Published by

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

serapgokalp

Bursa doğumlu. Bir süre devlet memurluğu yaptı, istifa ederek otomotiv, gıda, tekstil, çelik, inşaat sektörlerinde değişik görevlerde çalıştı. İlk öyküsü Edebiyat-81 dergisinde 1983 yılında, daha sonra Yeni Olgu, Kıyı, Öner Sanat, Karşı, Yaklaşım, Yazko, Papirus, Agora, Türk Dili dergilerinde yayınlandı. Sonraki yıllarda; İle Dergisi, Patika Dergisi, Anafilya, Havuz, Öykü Teknesi, Sözcükler, Notos, Kurşun Kalem, Kar, Dünyanın Öyküsü, Kitaplık, Gösteri dergilerinde öyküleri, inceleme yazları yer aldı. İlk öykü dosyası Böcek Cinayetleri’dir. Ancak yayıncı tarafından yıllarca bekletilip basılmadığı için dosyayı geri almış ve imha etmiştir. İkinci dosyası Astak Kum Saatinde Akarken adlı kitabı, 2002 yılında Sistem Yayıncılık tarafından kitaplaştırıldı. Otuz sekiz yeni öyküsü 267 sayfalık bu ilk kitapta yer aldı. İkinci kitabı Kulak Misafiri, 2009 yılında Pupa Yayıncılık tarafından basıldı. Ödüllü öykülerinin yer aldığı bu kitabı Orhan Kemal Ödüllü üçüncü kitabı Tuz Saraylar izledi. 2010 yılında İlya Yayıncılık tarafından kitaplaştırıldı. Dördüncü kitabı Pirana Kahkahaları 2017 yılında Kanguru Yayınları tarafından yayımlandı. Kişisel kitapları dışında Anlatılan Bizim Hikâyelerimiz, Çığlık, Mübadele Öyküleri, Öykü Dostluğu, Kadınların Ruh Acıları, Öyküden Çıktım Yola-252 Yazardan Minimal Öyküler, Gurbet (Almanya, Gökyüzü Yayınevi Seçkisi) Tanzimattan Günümüze Rumeli Motifli Öyküler seçkilerinde öyküleri yer aldı. Kadın Yazarlar Derneği Yayını, Kadınlar Edebiyatla Buluşuyor adlı projede öykü atölyeleri düzenleyerek aynı adlı yapıtta ve yine Kadın Yazarlar Derneği Yayını olan Söz Kesmek, Kına Yakmak, Nikah Kıymak adlı kitapta incelemeleri, yayınlandı. Öykü kitapları dışında Kalp Krizi, Bu Gece Uyku Yok Çünkü ve Buket Başaran Akkaya ile ortak oyunlaştırdıkları İki Çığlık, İki Türkü, Bir Ağıt adlı oyunları bulunuyor. Serap Gökalp’in bir öyküsünden oyunlaştırılan bu oyun Devlet Tiyatrolarına kabul edildi. Çalışmalarından Fadime Hanımın Işığı adlı öyküsü Petrol İş Sendikası – Kadın Öyküler Yarışmasında 2007 birinciliğini, Sisin İzi adlı öyküsü, Madenci Öyküleri Yarışması 2007 ikinciliğini, 16/24 Vardiyası adlı öyküsü, Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri Yarışması 2007 üçüncülüğünü kazanmıştır. 2009 yılında Tuz Saraylar adlı dosya ile katıldığı öyküleri Orhan Kemal Ödülü ikinciliğini almıştır. Metin incelemelerini dergilerde, internet edebiyat siteleri ve edebiyat etkinliklerinde, paylaşmaktadır. Halen ÇYDD Bodrum şubesinde gönüllü olarak çalışmakta öykü atölyeleri düzenlemektedır.

Yorum bırakın