Dahası olmaz diye diye neler yaşıyoruz? Kendine “din adamı” diyenler rejimi tehdit ediyor, Atatürk’e lanet ediyor. Üstelik “devletin” gözü önünde. Yurttaşın gözü önünde. Kime yaranmaya çalışıyorlar bilmem. Kazançları ne olacak bilmem. Halkın karşısında böylesine pervasızca konuşabildiklerine göre aralarında ne tür düşmanlıklar planladıklarını, tahmin etmek güç değil. Utanç içindeyim. O lanetlerin bu kalplere geri dönmesini diliyorum.
Ayasofya’da gerçekleşen bu hainliğe, lafı uzatmadan Ayasofya ile ilgili bir tarih bilgisiyle cevap verelim. “Minareleri olmayan, kubbesine haç takılmış Ayasofya’nın yer aldığı 500 Yunan Drahmisi 1921 yılında ABD’ de basılıyor. 1923’te tedavüle sürülmek üzere hazırlanıyor. Yunanlılar, İngilizlerden İstanbul’u istiyorlar. Ama hesap edilen olmuyor ve Yunanlılar da diğer işgal güçleri de Anadolu’dan kovuluyor. Malum banknot tedavüle verilemiyor. Ben İnci Gürbüzatik’ten öğrendim. Gerçekten bu Ayasofya’yı Atatürk’e hakaret etmek için cami yapmış olmalılar. Peki şimdi orası cami mi gerçekten? O adam da din adamı mı? Ayasofya bir küfür yeri, konuşanlar da (onların pek çok kullandıkları tanımla söylüyorum) günahkarlardır.

