Uzun boylu kadın, kısa boylu kadından çekinerek konuşuyor, lafı dolandırıyordu. Bir ara, eski kocan sana selâm söyledi, dedi. Gözlerini masanın kareli örtüsüne dikip selâmın etkisini bekledi.
Kısa boylu kadının sırtı dimdik oldu. Uzun boylu kadının baktığı yerdeki “hiçbir şeyi” daire içine aldı, bir kenarından elinin ucuyla tutup, diğer eliyle burnunu mandalladı. Masanın üstündeki “hiçbir şeyi” yere attı, üstüne basarken öğürtü sesi çıkardı.
Uzun boylu kadın, kocaman kabuklu selâmın çıtırdadığına, yaşam sıvılılarının patlayan kalıbından çıktığına yemin edebilirdi. O da eliyle ağzını bastırdı. Sonra da bu yaptığına şaştı. Aracılığı bir işe yaramamıştı. Dev bir hamamböceği hayaline dönüşen selâm yerde yatıyordu.
Kısa boylu kadın, süpürge ve faraşı almalıyım, deyip, selâmı süpürdü, evin kapısının açıldığı uçurumdan aşağı yuvarladı. Sonra da süpürgesine binip uzaklaştı.
-o-
