KAR YAZIN SANAT KÜLTÜR DERGİSİ

Ömrüm Geçen Bir Sağanak Gibi -18

Edebiyat dergilerinin her zaman iddiası, yaşadıkları zorluklara rağmen ciddi çabası vardır; içerik olarak yoğun ve nitelikli olmak. Okuru az olsa da, kimileri gazete bayilerinin tel stantlarında alt taraflara itilse de, güneşten yaprakları solup kıvrık kıvrık olsalar da edebiyat dergileri hep dolu dolu olurlar. Sonradan abonelik uygulamasıyla daha düzenli olarak okurlarıyla buluşan dergilere son zamanda ptt ve kargo ücret zamları bir darbe daha vurdu biliyorum. Elektronik yayınların ve dergilerin de bunda payı var elbette. Yazarı okura daha hızlı ulaştırıyorlar. Dergilerimiz bir bir yaşamımızdan çıkar oldu.

Kar Dergisiyle yollarımızın kesişme hikayesi beni mutlu eder. Çalıştığım bir dernekte Köy Enstitüleriyle ilgili bir sunuş yapmam gerekiyordu. Uzaktan tanıdığım ikinci kuşak bir köy enstitülü olan yazar Nadir Gezer’le buluşmamızla başlayan dostluğumuz ve Kar Dergisi. O güne kadar yalnızca Köy Enstitülü yazarların yazılarına yer verdiklerini düşündüğümden olmalı hiç yazı göndermeyi düşünmemiştim.  Sözünü ettiğim bu sunuş çalışmam sırasında epeyce yayın okumuş, görsellerle desteklediğim bir çalışma hazırlamıştım. Öyle ki konuşma sürem yirmi dakika olmasına rağmen, böyle bir konunun yirmi dakikayla geçiştirilemeyeceğini söyleyip gruptan rica etmiş 45 dakika zaman almıştım. Köy Enstitüleri Tanıtım sunuşum bittiğinde katılımcı ve üyelerin ilgisini bugün gibi anımsıyorum. Büyük bir ilgiyle dinlemişler zaman zaman da gözleri dolmuştu. Toplantı bitiminde mutlaka bu mucize projenin kaldırılmasına ilişkin çalışmayı da yapıp sunmamı söyleyerek beni yüreklendirdiler. Bir çoklarımız gibi Köy Enstitüleri projesinin sonlandırılması benim de içimde bir yaradır. Bir rivayet; Fransızlar demişler ki, böyle bir eğitim sistemini terk etmek çılgınlıktır. Biz ne çılgınlıklar yaptık, yapıyoruz. Hele son yıllardaki çılgınlıklarımız saymakla bitmez. (Tabi bu çılgınlık sözcüğünü olumlu iken olumsuzlayan içerikle yaşıyoruz belirtmeden geçmeyelim.) Belki de olumsuz anlamıyla ilk çılgınlıklarımızdandır bu projeyi yok etmek. Köy Enstitülülere bu araştırma çalışmasından sonra ilgim, saygım kat kat artmıştır. Nadir Gezer öğretmenimin bana temin ettiği kitaplar (kendi kitaplığından taşıdıkları ayrı) kitaplığımda ayrı bir bölüm oluşturacak kadar zengindir. Yalnızca bu sunum için değil ileriki yıllarda birçok etkinlikte birlikte olma, sohbet etme olanağım oldu. Birçok güzel olaya, birçok harika insanla tanışmama vesile olan bu çalışma beni Kar Edebiyat’la da tanıştırmıştır. “Kar Dergisine de öykü gönder,” demişti, Nadir Bey. Merdiven öykümü göndermiştim. Hemen yer açmışlardı. Halen yayın hayatını sürdüren Mayıs 2023 tarihinde özel bir sayı çıkaran Kar Yazın Sanat Kültür dergisine  daha geniş kapsamlı sitesinden de ulaşabilirsiniz. https://www.karkultursanat.com/

Şimdi gelelim Merdiven öyküsüne, Kar Yazın Sanat Kültür Dergisinin Mart-Ağustos 2012 tarihli 38-39. sayısında yer almış. Toplumdaki gelenekselciliğin gösterişten-görüntüden ibaret olduğuna, gerçekte tam tersi yönünde yaşamın aktığına ilişkin bir öyküdür. Kandil günü kapı kapı gezen çocuklar bahşiş toplamaktadırlar. (Eskiden insanlara “ya mum ya para,” derdi çocuklar, mum hayatımızdan tümüyle çıktığından beri böyle günlerde çocuklara hediye etmek de bitti doğal olarak.) Çok uzun süre önce büyüklerin elini öpüp iyi kandiller dilemenin bir aracısı olan bu mum veya bahşiş verme geleneği, günümüzde doğrudan çocukların para topladığı bir eyleme dönüşmüştür. Hatta çocuklar evleri gezmek yerine sokaklara ip gererek yol kesmeye daha çok ilgi gösterirler. El öpmezler ve iyi kandiller dilemeyi bilmezler. Büyük kentlerde kalmasa da küçük yerleşim yerlerinde sürdüğünü biliyorum. Bu gelenek üzerinden, kuşak çatışması, ilerleyen yaşamın getirdikleri, götürdükleri, batıl inanç irdelemesi, gerçekle görünen arasındaki farkları irdeleyen öykü çocuk şiddetiyle de ilgilenir. Bursa’yı mekân olarak kullandığım öykü bir öbek çocuğu görmemizle başlar. Çocuklarla birlikte bir apartmana girer, yaşlı bir kadınla tanışırız. Aralarındaki konuşmadan geçen zamanla değişen değerler sistemi, bakış açıları önümüze serilir. Sonra yaşlı kadınla birlikte Bursa’da küçük bir gezinti yaparız. Bu gezinti öykü kahramanının belleğinde geçmişe de götürür okuru. Evine geri dönüş yolunda çocuklarla tekrar karşılaşır…

“Nedense sonbahar güneşinin etrafa bir sessizlik verdiği duygusuna kapıldı. Keşke Koza Han’da bir kahve içseydim. Yer altı treninden inenlerin yarattığı kalabalığın dağılması için biraz oyalandı. Çıkışa yöneldiğinde ortalıkta kimse kalmamıştı. Yine o çocuklar!”

Kar Yazın Sanat Kültür Dergisi’ne emek verenlere ve artık aramızda olmayan Nadir Gezer’in bıraktığı güzel anılara saygılarla…

Eklediğim fotoğraflar, Sayın Nadir Gezer’le yapılmış bir söyleşinin ilk sayfası ve Sayın Nadir Gezer’le birlikte konuşmacı olarak katıldığımız Bursa Öykü Günlerinden bir kare 2009.