Ömrüm Geçen Bir Sağanak Gibi -19
Halen yayın hayatına 123. Sayısıyla devam eden, Patik Kültür Sanat Edebiyat Dergisi’yle, bizim yollarımız 2007-2011 yılları arasında kesişmiş.
Kirpi öyküsü, bir öc öyküsüdür. Tutkulu bir aşkın sonunu bir cinayet noktalar. Ama bu öyle üçüncü sayfa haberlerinde rastladığımız cinsten değildir. “Belkıs bu akşam Manolya sokağının ta başındayken görmüştü onu ve gözlerinde şimdiki aynı bakış vardı. Her zaman olduğu gibi, sokaklara taşmış içki masalarının arasından çalgıcılarıyla beraber şarkılarını söyleyerek geçmiş, durup istek şarkılarını seslendirmişti. Adam her zamanki masasında oradan yüzyıllardır hiç kalmamışçasına rakısını içiyordu. İlk karşılaştıkları gibi hiç konuşmadan birbirlerine baktılar. Adam şarkıcı kadına rakı ikram etti, gözleriyle yiyerek.”
Göktuğ Canbaba’ya ait bir fotoğrafla ilginçleştirilmiş Kirpi öyküsü 58. Sayıda yer alıyor.

Prens Murat, Gölgede Kalan, Bugün Bekle Beni, Kırmızı Mikser diğer sayılarda buluşmuş okurla.


Koskoca Bir Soru İşareti öykümle ilgili de bir şeyler söylemeden geçmemeli. Kot pantolonları herkes gibi ben de severim. Üstelik yaşamımıza ilk girdiği yıllarda tahta fırçasıyla diz bölgelerini beyazlatma modası çok yıllar sonra “taşlama” denen bir işleme dönüştürüldü. Herkesin pek keyifle giydiği bu taşlanmış kotların nasıl yapıldığına ilişkin bir haber okuduğumda elimi kalbime bastırmışımdır. Bu sektörde çalışan işçilerin sağlıklarının nasıl bozulduğunu, ölümle sonuçlanan silikosis hastalığına neden olduğunu öğrendim. Bir süre bu sektörle ilgili araştırma yapıp işin korkunç boyutunu öğrenince haber yapan gazetecilerimize de bir selam olsun diye bu öyküyü yazdım. Haykırışlara ben de katılmak istedim. Bu öykünün satırları arasına yerleştirilmiş fotoğraf da harikadır. Ne yazık ki kime ait olduğu yazılmamış. Bu öykü Kulak Misafiri kitabımda da yer almıştır. “Dediler ki meslek hastanesinden, bu iş-yani hastalığı diyor-iş yerinden ötürü olmuş. Madenci veremiymiş… De bizde ne oluyor? Tekstil işçisiyiz madem. Ne bileyim? (…) “Ee, n’oldu sonra iş yerini dava etseydiniz.” “Ne davası doktor bey? İş yeri kayıp zati, orada çalıştığını nasıl ispat… Avukat para ister, doktor para ister, ilaç bilmem ne…”


İki Türkü İki Çığlık Bir Ağıt öyküm de Kulak Misafiri kitabımda yer almış, aynı zamanda bir tiyatro oyununa dönüşmüştür. Bu öyküyü çok seven yazar dostum Buket Başaran Akkaya’yla harika bir çalışma süreci yaşayarak oluşturduğumuz aynı adlı oyunu çok severek yazdık. Ama bu zevkli çalışmanın kaderi iyi olmadı ne yazık ki. Devlet Tiyatroları repertuarına alınan oyun o gün bu gündür raflarda tozlanarak sahnelenmeyi bekliyor. İşte o öyküden de tadımlık bir ayrıntı. “Vay o nasıl çığlık? Dağların soğuk nefesi, uzun upuzun bir tülbent olup, kıvrak, aceleci ve şaşkın! Avluda şöyle bir dolandığı sırada büyük kerpiç evin içinde kopan o çığlıkla karşılaştı. Öyle bir çığlık ki rüzgârı bile oracıkta kavurdu, eritip yere çaldı!” Bu öyküde iki genç kıza, bir Köy Enstitülü Öğretmene, bir saplantılı aşka rastlarsınız. Geleneklere, geleneklerin gölgesinde bir öç alışa tanık olursunuz. Gelenekleri ve yöresel sözcükleriyle oluşturulan atmosfer 40’lı yılların Bursa’sına bir bakıştır.

Daha önceki dergi paylaşımlarımda kapakla birlikte öykülerin sayfalarına yer vermiş olmama karşın bu kere kapakların yanında öykülerin uzun olmaları nedeniyle ilk sayfa görsellerine yer veriyorum.
Patika Kültür Sanat Edebiyat Dergisi’ne sanal ortamda da https://www.patikadergisi.com/tr adresinden yazın dünyasına patikalar oluşturmaya devam ediyor.
