ÖYKÜYLE DANS ETMEK

Öykü metninin yazar ve okurla ilişkisi üzerine

Yazınsal bir tür olan öykü metninin farklı kaynaklarda tanımlarına bakıyorum da, karşıma çok çeşitli yaklaşımlar çıkıyor. E.A. Poe, “Öykü bir tablo gibidir, okunup bittiğinde gerçek ortadadır,” der.

“Öykü bir gezginin tepenin en yüksek noktasına ulaştığı zaman gözler önüne serilen panoramadır,” der Boris Eikhenbaum. J.Cortazar , öykünün mükemmel bir geometrik biçim olduğunu düşünür. Woolf’a göre, “Öykü varlık anları veya var olma anlarıdır.” Bir fikrin dönüşmelerini araştıran bir müzik motifinin dönüşümlerini arar gibidir, diyen de vardır, hırslı bir dehanın isteklerine uygun yeteneklerine yakışır ve şiirden hemen sonra gelen bir yazı türü diyen de.

Bu dile getirişlere baktığımız zaman bir öykü metnini yazarken ve okurken neler oluyor diye düşündüğümüzde vardığımız nokta, duyguyu ve gerekirse panik duygusunu en üst düzeye çıkaracak bir biçimde düzenlemenin ve okuyucusunu tek bir konu üzerinde kilitleyerek birbiri ardına gelen imgelerini o konunun tek bir soru etrafında inşa edilmesi ve çözülmesine katkıda bulunacak biçimde kullanmanın, okuyucu üzerinde istediği tepkiyi (duygu, heyecan ve korku dozu) yaratan bir anlatım biçimidir, gibi bir düşünceye de ulaşabiliriz. Çağdaş öykü metinlerine baktığımızda ise yazarın bütün planını kimsenin araya girmesine fırsat vermeyecek bir biçimde gerçekleştirmeye çalıştığını görürüz. Okuma süresince okuyucunun ruhu yazarın denetimi altındadır, düşüncesi sanırım daha ilgi görüyor.

Tek bir etki tasarımından sonra olay, düşünce ve duyguyu birleştirip o şekilde anlatır ki öykünün tonu yazarın planladığı etkiyi ortaya çıkarabilsin.

Beri yandan kısa öykü yazarının zekâsı okurun zekasını da işe karıştıran bir zekadır düşüncesini de hemen söylemeliyim.  Okurun -kendi farkında olmadan-evrensel düzeyde bazı değerleri ortaya çıkarmasına aracılık eden bir etkileşimden söz ediyorum. Bu etkileşim hem yazın sanatına yakışır güzellikte bir duygu yaratır, yazma/okuma eylemini güzelleştirip süsler hem de aydınlatır kanısındayım. Bunun için de söz sanatlarını kullanırız. Kullanırız da, marifet söz sanatları kullanacağım diye bağışlanamaz günahlara, uzun metinler ve ağdalı anlatıma saplanıp kalmamaktır, elbette.  Bu noktada Edgar Allan Poe’nin sesini de duyarım, “Bir öykünün tarihsel koşullarda ortaya çıkan bir tez ya da günün bir olayı üzerine ya da yazarın oturup ilginç olayları bir araya getirerek betimlemeler, diyaloglar, yorumlar yapıp her sayfada olguların ve aksiyonun yavaş yavaş ortaya çıkması üzerine inşa edilmesi radikal bir yanılgıdır,” der. Ona hep kulak veririm.

Öykü yazarken ne yapacağım sorusunun zor bir soru olduğunu düşünüyorum. Çünkü 21.yüzyıldan geriye baktığımızda oluşturulan yapıtlar beni susturuyor. Benim yapacağım kuşkusuz bu yapıtların bana kazandırdıkları üzerinde düşünmek. Düşünürken okurun kafasındaki “tek bir etki” yaratacak  biçimde planlamalıyım, düşüncesini benimsediğimi belirtmeliyim. Öykü metninin bir oturuşta okunup bitirilecek bir kısalıkta olması gerektiği düşüncesini de benimserim. Ben de olayları, karakterleri ve durumları tek bir etki etrafında kurgulayanlardanım. Bu süreçte, şiirsel dil kullanmayı, metnimi bir geometriye yaslamayı tercih ederim. Yazdıklarımın yoğun olmasına özen gösteririm. Son halini verdiğimde, tek bir cümle çıkarıldığında öykünün gücünden bir şeyler kaybedeceği yoğunlukta bir metin oluşturmaya çalışırım.  

Metni oluşturmaya başladığımda, diğer bir düşüncem, insan kalbinin zekasının ya da genel anlamda ruhunun duyarlı olduğu sayısız etki ve izlenimlerden bu defa hangisini seçeceğim, sorusudur. Bu yürek yorucu mu desem, zihin yorucu mu desem soruyu aşmak için alet çantamı karıştırmam gerekir.

Özgün olmalıdır, yeni ve canlı bir etki seçmeliyimdir, bu etkiyi yaratmak için olayı mı, anlatım tonunu mu, karakteri mi, mekânı mı kullanacağıma karar vermeliyimdir. Kuşkusuz, metne (öyküye) neleri soktuğum değil, neleri sokmayacağım önemlidir ve bunu döne döne kontrol etmem gerektiğini bilirim. Öykü romanla şiir arasındaki bir metin olması nedeniyle şiirdeki heyecan veya etkiyi yaratmak için matematiksel oranlamalara başvurduğum veya biçem seçimleri yaptığım (nasıl anlatayım?) bir gerçektir.

Öykü metninde şunları yapmaya çalışırım. Bir kere konu ya da olay örgüsü belirleyici düzeyde olmamasına özen gösteririm. Bütünün tamamlayıcı unsurlarıdır bana göre. Diğer tamamlayıcı unsurlar olarak kurguyu, anlatım biçimini ve dil özelliklerini seçerim. Estetiğe ulaşmak için yazma sanatının harikalarıdır bunlar.

Öykü estetiğini yaratmaya bunun için de şiir ve müzik sanatlarından yararlanmaya çalışırım. Bazı metinlerde özellikle kalıcılık için ses uyumları üzerinde çalışırım. Kelime telaffuzlarıyla doğa seslerinin verilmesine gereksindiğim de olmuştur. Mizah metinleri çalışmamakla birlikte, ince mizaha başvurduğum olmuştur. Her öykümde yakışan deneysel yaklaşımlarım olması için çalışırım. Gerçeklerden hareket ederek kurguladığım öykü metinlerimin birçoğunda akıl yürütme patikaları açıp okurun beni izlemesini arzularım. İmalar ve belirsizlikler kullanmaktan sinsi bir zevk aldığımı söylemeliyim. Bu dilbilimsel labirentte gezmenin kimi okurlar için de keyifli olduğunu hâyâl ederim. Ama lütfen bu dolgu malzemesi kullanılması gerektiği gibi bir yanılsama yaratmasın. Kimi roman metinlerinde cömertlik sayılabilecek, iniş çıkışlar sağlayacak dolgu malzemeleri öykü metninde kabul görür mü kuşkuluyum. Çünkü roman ne kadar süreç veya çizgiyse öykü an ya da noktadır, görüşünü benimseyenlerdenim. Bu nedenledir ki az lafla çok iş yapmayı zorunlu kılar. Okurun doğru saptamalarla dolguyu kendisinin tamamlaması için metinde zemin oluşturmanın yazarın işi olduğunu söylemeliyim.

Bir metnin / öykünün ilgi kazanmaya ihtiyacı vardır. Bu ilgiyi başlangıç ve son bölümleriyle sağlamayı hedeflerim. Birbirine mutlak biçimde bağlı ilk cümleden itibaren her bir ögenin öykü içinde anlamlı biçimde var olması, rastlantısal olmaması benim için önemlidir. Aksi halde metnin herhangi bir yerinde herhangi bir ögesiyle başım derde girebilir, diye düşünürüm. 

Öykünün bir oturuşta okunması gerektiği fikrine tümüyle katılıyorum. Çünkü bildiğiniz gibi öykü metni kum tanesinde bütün hayat, bütün evreni dile getirme çabasıdır. İnsanın gizleri üzerine bir sanattır. Yaşamdaki ilmikleri dokur, dokunmuş ilmikleri çözer. Derin bir yapı olmalıdır ve iç dünyaları irdelemelidir. Bir durum, bir düşünce, bir duygu, bir davranış, bir ilişki biçimi, ilişkilerdeki bir an, insanın iç dünyasına ait bir sarsıntı, bir gerilimin herhangi birinin/bir şeyin/bir an veya yerin üzerine odaklanarak çarpıcı gerçeklikleri dile getirmeyi amaçlar. Zor bir iş olduğunu düşünüyorum. Olup biten bir şey yoktur görünüşe bakılırsa. Böyle bir öyküyü okumamış olsak anlatılanlardan bir öykünün çıkıp çıkmayacağından kuşkulanırız kimi zaman. Okura yazarın bıraktığı anlama fırsatı ama sonucunda paha biçilmez okuma hazzı. (Konu bulmakta zorlananları her zaman şaşkınlıkla izlemişimdir. Özellikle öykü için konu öylesine sınırsızdır öyle çok ayrıntı kaynar ki yaşamımızda, görmemek hissetmemek olanaksızdır. Arıtıcı, sarsıcı, yaşananları etkileyici, üzücü, kalp burkan, içimizi genişleten bu öykü çekirdekleri olmasaydı bu öyküler yazılabilir miydi?) Doğrusu bu nedenledir ki, yaşananlardan yola çıkarak ama daha üst düzey ve yoğun anlamlar içermesine çalışarak(yükleyerek) öykü metinlerimi kurmaya çalışırım. Elbette, kısa çabuk okunabilirliğini asla göz ardı etmeden. Bu haliyle metnin paylaşılabilirliğini de artırmayı amaçlarım. Amaçladığım başka bir ayrıntı ise her şeyi açıkça dile getirmemektir. Süreç içinde gizli bir anlam taşıması metnin edebiyat tanımına yakışır güzellikte olduğunu düşündürür bana. Sağlamlıkla örülmüş bir plan oluşturmaya bu plandan da şaşmamaya özen gösteririm. Öykü metni çok şey içerir gibi görünmesine karşılık onu da yazayım, bunu da katayım düşüncesini kaldırmaz bana göre. Giriş cümlesinden başlayarak final cümlesi veya bazen sözcüğüne kadar tutarlı bir biçimde birbirine eklenecek tüm anlatı öğelerinin yer almasına ama bu ögelerin de yapıya rastlantısal biçimde “dalmasına” izin vermediğimi söylemeliyim. Bunu ögelerin atılamaz ya da değişikliğe uğratılamaz biçimde kullanarak yapmaya özen gösteririm. Ama işin başında bilinçli ve planlı olarak bir etki tasarlar, olayları, karakterleri, kimi zaman mekân ve zamanı bu tek etkinin hizmetinde kullanmak gibi bir iddiam vardır. Hatta dosyalarımı bile öyle oluşturma çabasındayım. İstediğim etkiyi yaratmak için okuyan öznenin yaşıyormuş duygusuna kapılması için -benim için baş ağrıtan-tüm ayrıntıları hesaplarım. Hesaplamak zorunda hissederim çünkü öykü metni yazılırken olduğu kadar okunurken de birtakım beklentileri olan metinlerdir, diye düşünürüm. Bireysel birikim ve yetilerin daha üst düzeyde olmasını, entelektüel birikime daha çok başvurmayı bekler. Susku noktalarında yeniden üretilebilir anlamların algılanmasını amaçlar. Bunun yapılmasını da yazara emreder. Romanın beklentisini aşmakla birlikte şiirin altında olduğunu da bilirim. Ucu açık öyküler ise en keyifli olanlardır. Çünkü okurdan anlamın çoğaltmasını bekler. Kimi zaman bir cümle öykünün yükünü taşır. (Ziya Osman Saba’nın Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi öyküsüne hayranımdır: “Beni mazur görün sizin fotoğrafınızı çekemeyeceğim.”) Kulak Misafiri kitabımda “Bugün Bekle Beni” adlı öykümde okur bir tür tuhaflıkla karşılaşır. Sözcüğü iki heceye bölerek zaman mekân sıçraması yaptığımda yükü tek sözcüğe vermişimdir. Şu bölüme bakmanızı rica ediyorum.

(…) Neyse ki gelmeden önce koca bir paket çikolata yediğimi, bu soğuk havada koşacak enerjiyi bulduğumu, tadının hâlâ dudaklarımda ve dilimde olduğunu bak… 

***

… tım, gözlerim pencerenin dışında durmaktan donmuşken, sonunda iki serçe kapıp götürdü onları. (…)

Bazen beklenmedik bir bitiriş yükü üstlenir. Bu noktada okuru düşündürüp, nasıl, niçin sorularını havada uçuşturuyorsa o öykü başarıya ulaşmıştır.

Şimdi yerde taşların üzerinde kopmuş bir kuş kafası duruyor. Sizi onun yanına götürüyorum. Bu yer neresi? Bu kuş kafası burada niçin duruyor? Bir kedi avı hikayesi mi? Birine verilen mesaj mı? Hangi ayak tekmeleyip tekerleyerek buraya kadar getirmiştir?  Yoksa konuyu kuşun açısından mı ele almak istersiniz, onun nasıl bir can pazarı yaşadığını ve yenildiğini mi anlatmak istersiniz. Belki de bunu bir metafor olarak kullanmak isteyebiliriz. Acaba demekten duramıyorum… Gerçekten ne çok öykü var bu kopuk başın içinde…