HATALI BİR ÖYKÜ

Ertesi gün hastaneye gideceksem, gece pek uyuyamıyorum. Hastamı evde tek başına bırakmak bir sorun olduğu gibi hastane işlerinin ne kadar süreceği, nasıl olacağı tam anlamıyla bir “muamma”. Muamma kelimesini özellikle kullanıyorum, çünkü karanlık ucu bilinmeyen bir mağaraya girme imgesi yaratır bende. Hastane de öyle bir yer. Evde bırakılan hastanın gıda, ilaç ve alt temizlemesiyle ilgili her şey o gün için sapıtacak demektir. Ama o başka bir hikaye. Bu hikâyenin konusu ise tümüyle hastanede olup bitenler. İşlem şu, demans hastası için nörologla görüşeceğim. Durumu gözden geçireceğiz. İlaçlarla ilgili konuşacağız. Evde bakım doktoru kan tahlillerinin sonuçlarını sisteme koydu, mama raporu çıkarmamı önerdi, bu raporu ise nörolog çıkarıyor.

Cuma

Evde bakım hastası olan hastamla ilgili doktor ile (daha önceki deneyimlerimden yola çıkarak) 13.30 veya 14.00 ten sonra görüşmek mümkün olduğu için saat 13.00 de hastanedeydim. Mesai başlamamıştı. Ama iyi kalpli bir evde bakım hasta ofisi çalışanı, bana damgalı imzalı kâğıdı verdi. Elektronik kayıtları olan bir hastanede her seferinde elle yazılan bir kâğıdı zemin -2’den alıp branş doktoruna götürmeliyim. (Her seferinde aynı konuşma; evde bakım kâğıdı aldınız mı? Evet burada. Tamam.) Bu kâğıda hiç kimse bakmıyor ve ben de hastamın dosyasında biriktiriyorum. Ama almak zorundayım.

Nörologla görüşmeye gittim. Bizim doktor işten ayrılmış. Yenisi gelmiş. Sıraya girdim. Evde bakım hastalarının ve 65 yaş üstü önceliği, hastanın kendisi değil ben temsilcisi olduğum için yokmuş. 44 numarayı verdiler, o sırada 5 nolu hasta muayenesi yapılıyordu.

Üç buçuk saat bekledim. Kömür karası saçlı görevliyi varlığımla taciz etmeme rağmen sonuç almak olanaksızdı. Dönüşte trafikte ne kadar oyalanacağım da belli değil üstelik. Sürekli araya girenlerden olağan sıra daha da yavaşladı ama kimse bir şey yapamıyor. Ben yaptım. Doktorun odasına daldım.

“Beni kovabilirsiniz ama 3,5 saattir sıra bekliyorum. Hastam evde yalnız, ilaç ve bez saati geldi. Bu iş sizin için de zor ama hasta yakınları için…”

Doktor kimliği istedi, lafı uzatma der gibi. Ekrandan hastamın bilgilerini gözden geçirip sorular sordu. Yeni bir hap yazdı. Mama raporunu yazmadı. “Yalnız,” dedi bir not kağıdına bir şeyler yazıp kaşeleyip imzalayarak, “dördüncü katta …. Servisi hemşiresine bu kağıtla gidin, deneme mamaları alın. Hasta hangisini beğenirse onu raporlayacağım. Üç dört gün sonra gelin raporu yazalım.”

Dediğini yaptım. Söz konusu hemşireyi arayıp, arayıp buldum, kare şeklindeki not kâğıdını gösterdim, beni bekletti sanırım çok meşguller çünkü kalemlikte kaç kalem var, masanın üstünde kaç evrak sepeti var, yan masanın üstünde kaç kutu malzeme var hepsini ezberledim ve içeriden iki çeşit paketle geldi. Başka çeşit kalmadığı için bunları deneyeyimmiş. Numuneleri alıp eve döndüm.

Pazartesi

Saat kurup 06.30’da kalktım. Hastamın bakımını yapıp biten ilacı yazdırmak için aile hekiminin yolunu tuttum. Sıraya girdim. Ama ilaç raporunun süresi bittiği için raporu yenile gel, dedi aile hekimi. Tamam, zaten hastaneye gideceğim. İlacın rapor kopyasını eczaneden alıp deneme şişelerini de poşete attım. Çünkü aile hekimi uyarmıştı. Çok çeşit marka ve içerikli mama vardı, kesinlikle denediğim cinsi yazdırmalıydım. Fotoğrafını çekeyim dedim, olmaz ambalajı götür bir sakatlık olmasın, dedi. O yüzden… Hastaneye gittim. -2 zeminden evde bakım hastasıdır kağıdını alıp nörolojiye çıktım. Yine mahşeri kalabalık. Yine bana sıra gelecek gibi görünmüyor ama iki saatten fazla dişimi sıktım, bekledim. Kömür karası saçlı görevliye, -doğal olarak beni anımsamıyordu- hastamı yalnız bıraktığımı, bu ilacın rapor süresinin yenilenmesi için geldiğimi, doktorla görüşmeksizin bazı polikliniklerde yenilendiği için acaba yardımcı olup olamayacağını, sorup eski raporu gösterdim, sistemde vardı. Ama han’fendi bu üroloji ilacıymış. Nörolog yazamazmış ki… Daha önce nöroloğun yazdığını-bak imza-çünkü demans hastalığı nedeniyle idrarını tutamama durumu olduğunu… Olmaz, dedi, kömür karası saçlı görevli. Bir çırpıda bakışlarını benim arkamdaki kadına çevirip beni görünmez yapıverdi.

Ürolojiye gitmeden önce tekrar -2 zemine inip ikinci kere üroloji için “evde bakım hastasıdır” kâğıdı aldım, üçüncü kata ürolojiye çıktım.

Çubuk makarna görünümlü bir erkek görevli bu şekilde rapor yenileme yapamayacağını, MHRS sisteminden randevu alıp gelmemi söyledi. Bu arada MHRS sisteminden randevu almış olmasına rağmen yaşlı bir adama ikinci bir sıra numarası verdi. Ekranda adını görünce girebilirsin, dedi. Bana dönüp, yarın erken gelmemi, belki bir çözüm bulunabileceğini söyledi. Ama erken gelmeliydim. Çünkü öğlenden sonra sağlık kurulu toplantısı vardı, doktor poliklinikte değildi. MHRS den randevu almadan geleceğim, diye doğruladım. Evet, şansınızı denersiniz, dedi, çubuk makarna.

Salı

05.30’ da kalktım. Hastamın kahvaltısını, ilacını, sabah bakımını bitirdim. Kahvaltımı yaptım. 8.30’da hastanedeydim. Evde bakım hastasıdır kağıdını -2 zeminden tekrar aldım. Ürolojiye gittim. Görevli değişmişti! Eyvah ki eyvah! Ben şimdi derdimi nasıl anlatacağımı kafamda evirip çevirirken, bir buçuk metrelik yeni görevli rapor alacaklar veya yenileyeceklerin kimlik numaralarını ve ilaç adlarını not alacağını, beklemelerine gerek olmadığını söyledi. Bana sıra gelince, saat 17.00 den sonra sistemde görünür, dedi güler yüzle. Kala kaldım. Yani şimdi rapor yenileniyor. Bu kadar. Bende bir sevinç, bir sevinç. Nörolojiye gittim. Mama denemesi yaptığımı, rapor için geldiğini söyledim. Evde bakım hastasıdır kâğıdı var mıymış elimde, güncel yani.

Az önce aldığımı söyledim, kâğıdı uzattım.

“Ama bu üroloji için,”

“E, yani?”

“Nöroloji için yenisini almalısınız, öylelikle sıra numarası verebileceğim size,” dedi kömür karası saçlı görevli. (Bu hiç değişmiyor anlaşılan.) Bütün gardım düştü. Şeytan dedi ki git şu kâğıdın ürolojisin nöroloji yap!  Bana yakışmaz. -2 zemine gidip istenen kâğıdı aldım, geldim. Sıra verdi kömür karası saçlı görevli kadın. Hesapladım, bugün doktorla görüşmem imkansızdan öte görünüyordu. Görevliden yardım istedim. Beklemeliymişim. Yarın geleceğim, dedim, düz bir sesle.

Çarşamba

Evde bakım hastası kağıdını -2 zeminden yenileyip nörolojide sıraya girmek için sıraya girdim. Bana sıra geldiğinde doktorun o gün poliklinik yapmayacağını söyledi kömür karası saçlı görevli. Eve döndüm. Mama kutularını ve diğer evrakı evin çıkış kapısının arkasındaki askıya astım. Yarınki koşuda zaman kazanmak gerek.

Perşembe

05.30’da kalkıp sabah yapmam gereken tüm işleri bitirdim. 08.30’ da hastanenin -2 zemininde evde bakım hastasıdır kağıdını alıp nörolojiye çıktım. Elimde mama kutuları. Kutuları ne diye götürüyorsun, diyeceksiniz. Hem aile hekimi tembihledi hem de numuneleri veren hemşire. Olmazmış aksi halde, hata oluyormuş. Yeni sıra numarası aldım. İnsan kokulu koridorda beklerken, maske takmalıydım diye düşünüp kaç gündür artık yüzüme ve her gün aynısını giydiğim giysilerime aşina olan kömür karası saçlı görevli insafa geldi, elimden kağıtları ve mama kutularını alıp doktorun yanına girip çıktı. Bir iki gün sonra sistemde görünür, dedi. Minnettardım. Elimi uzatıp tokalaşmak istedim. Sol elinin parmaklarıyla sağ elime hafifçe dokunup çekti. El ele tutuşmuş gibi olduk ama o daha şaşkındı. Sanırım bugüne kadar kimseyle tokalaşmamıştı. Hele böyle bir teşekkürle ilk kez karşılaşıyordu.

Cuma

Bir haftadır uğraştım. Ama azmin elinden ne kurtulur? Şimdi aile hekimine gidip, mama ve üroloji hapı için reçeteyi alacağım, bu iş tamam. Eczacıya göre bu reçeteyi hastane hekimi raporla birlikte yazabilirmiş aslında, böylelikle benim tekrar aile hekimine gitmem gerekmeyebilirmiş. Hay Allah, niye yazmadı ki?  Ama sadece raporla olmazdı, reçete şarttı. Tamam, giderim aile hekimine. En fazla bir iki saat beklerim.

Ama öyle olmadı.

Aile hekimleri grev kararı almıştı. Sağlık ocağı kapalıydı.

Hiç kızmadım, küsmedim. Bir taş vardı ayağımın altında onu tekmeledim, sağlık olsun, dedim, eve geldim.

Pazartesi

Hem grev hem hafta sonu günlerinde sanki tüm mahalle hasta olmuştu. Hınca hınç dolu aile hekimliğinde bir buçuk saatlik bekleme süresinin içinde markete gidip gelerek zamanımı verimli değerlendirip gönül rahatlığıyla eczaneye gittim.

Eczacı bilgisayarının tuşlarını tıkırdattı. Hikâyeyi biliyor. Bana sürekli sakin olmamı telkinliyor. Ama yüzü karardı. En nazik ses tonuyla raporda bir kod hatası olduğunu o yüzden şu an raporun geçerli olmadığını, ne yazık ki hastaneden düzeltilmesi gerektiğini…

Ben hiç küfür falan etmem. Dedim, öğlen olmadan bir koşu gideyim hastaneye. Trafik berbat, sürücüler berbattı ama hiç oralı olmadım. Ben mi eğiteceğim insanları yahu?

Rapordaki durumu nörolojideki kömür karası saçlı görevliye “izah” ettim. Doğal olarak beni gördüğüne hiç memnun olmamıştı ve “Şu eczaneler ilaç vermemek için yapıyorlar bunları. Hem zaten doktor bugün yok,” dedi. O gün gelmeyecekmiş. Hatalı raporun kopyasını ona bıraktım. Yani o öyle istedi.  Ayrıca onun dahili telefon numarasını aldım. Çok tereddütlüydü numarayı verirken. Yüzüne bakarsan telefondan fırlayıp şakağına tabanca dayayacağımı sanırsın öyle zor çıkıyor numaralar ağzından. Reçetenin yazıldığını, süresinin üç gün olduğunu, eğer ilaç raporu yetişmezse reçete hakkımız yanacak… Bana öyle bir bakış attı ki cümlemi yarım bırakmak zorunda kaldım.

Salı

Sabah 10.00 da nörolojiye gittim. Kömür karası saçlı görevliye raporun durumunu sordum. Bana bakarken, (göz aklarının oranı göz bebeğine göre fazla bu kadının) raporun beklediğini, doktor beyin aşırı yoğun olduğunu, söyledi. Şimdi raporu araya nasıl alsındı? Bak şurada bekliyordu kâğıt… Eve gidin, telefonunuzu yazın, bilgi vereyim, dedi.

Rapor kopyası ve benim telefonum ayrı kağıtlardaydı. Bağlantıyı nasıl kuracak diye düşünmeden edemedim. Ya bu gider yerine başka bir “görevli” gelirse, o zaman ne olacak? Çok kuruntu yapıyorum. Eve döndüm.

İnanılmayacak bir şey oldu. Nörolojiden iyi ayrı görevli-birbirlerinden haberleri yok belli-öğlenden sonra arayıp raporun tamam olduğunun müjdesini verdi. Ama öyle telaşlıydılar ki(!) benim bir şey dememe fırsat kalmadan telefonu kapatıyorlardı. Tam eczaneye gideyim, derken eczane telefonu ekranda belirdi. Nasılmışım, iyiyim, rapor sonunda tamam, dedim neşeyle.  Ah onun için aramışlar zaten. Rapordaki mama markası başka reçetedeki başkaymış ama… İyi de numuneyi onlar verdi, yanımdan ayırmadım, aile hekimi bakarak yazdı, nörolojideki kömür karası saçlı görevli bakarak yazdı… Ama ne yazık ki raporda hem mama markası hem miligramı yazmıyormuş. Eczacı siz bir şey yapmayın, ben telefonla çözmeye çalışıyorum, diye yatıştırdı beni. Ağlamaklı oldum. İşin kötüsü ne biliyor musun, dedim eczacıya, bu rapor iki aylık. Aynı şeyleri bir iki hafta sonra tekrar yaşayacağımı bilmek beni… Sakin olun, çözeriz, dedi.

Sağ olsun çözdü de…

Mamaları aldık, hastamız kullanmaya başladı. Ben de hem eczacıya hem çalışanlara-helak oldu insanlar-teşekkür etmek için bir pasta alıp gittim. Karşılıklı nezaket sözcükleri ettik. Hayat gözüme güzel görünmeye başladı.

Bitmedi ki!

Ay sonunda başka bir reçete için gittiğimde, eczacı kalfası ne dese beğenirsiniz? Biliyor musunuz, sizin mama faturası SGK dan iade edildi. Hata varmış…

Gözümün karardığını hatırlıyorum.

Kendime geldiğimde hastanedeydim.

Yerdeyim, yüzükoyun yerdeyim, başımda polisler. Belimde birleştirilmiş bileklerim feci acıyordu. Kıpırdayamıyordum. Kırık dökük sözcükler kulağıma çalındı: “Aniden hastaneye girdi, zemin-2 de evde bakım hastası biriminde kimseyi bulamamış. Odada ne var ne yoksa kırıp dökmüş. Sonra nörolojiye çıkıp önce sekreteri, kaçmaya çalışırken kıçından vurmuş. Doktor bacağından isabet almış. Güvenlik oraya geldiğinde o çoktan ürolojiye dalmış. Görevli uzun boylu bir çocuk ama nasıl yaptıysa boğazına bir sarılmış, savurup atınca bayılmış da korkudan, canını kurtarmış. Doktorun yanına girememiş, adam kapıyı kilitleyip polisi aramış da… Bu sağlık görevlilerine saldırının önüne geçemiyorlar bir türlü. Tipine bakarsan normal birine benziyor, böyle hastaneyi basacak biri hiç değil. Dağ başımı burası canım, çok kötü oldu insanlarımız çok. Yazık bu çalışanlara…”

Hiç hatırlamıyorum.

Bir hata olmalı.

Ben eczacıyla konuşuyordum.