Ömrüm Geçen Bir Sağanak Gibi -11
Bugün sayfalarını aralayacağım dergi İLE Edebiyat Sanat Kültür Dergisi. 6. İzmir Öykü Günleri’ne davet edilen yazarlardan biriydim. 14-17 Şubat 2007 tarihlerinde gerçekleşen bu muhteşem öykü şöleni Konak Belediyesi , Ege Kültür Vakfı, Pen Yazarlar Derneği, TYS, Dil Derneği KIBATEK İzmir Temsilciliği ve Edebiyatçılar Derneği’nin ortak çalışmasıyla gerçekleştirilmişti. Akşamları yazarların bir araya geldiği yemeklerde edebiyat sohbetleri yapılıyordu. Yazar Hasan Özkılıç beni Hayri K. Yetik’le tanıştırdı. Hayri K.Yetik o zamanlar İle Dergisinin Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürüydü. Seslendirdiğim öykümü dinlemişti ve beğenisini belirtti. Dergisinden söz etti, onlara da öykü göndermemi istedi. Hemen atıldım, zaten gönderdiğimi ama hiç ses seda çıkmadığını ellerine ulaşmamış olabileceğinden kuşkulandığımı, söyledim. Öykünün adını sordu. Annemin Çalılıklarında adlı öyküydü. O tok sesiyle “değişik karakterde çok temiz yazılmış bir metin, masamda duruyor,” dedi. “Ne düşünüyorsunuz?”dedim. “Yayınlayacağız,” dedi. Şairliği ve yazarlığının yanında yazın dünyasına çok emek vermiş kişilerden biriyle konuşuyordum ve o gün başlayan tanışıklık yıllar içinde dostluğa dönüştü. Öyle ki, arada görüşmediğimiz uzun zaman kesitleri olmasına rağmen karşılaşır karşılaşmaz dün berabermişiz gibi konuşmaya başlamamız tadına doyulmazdır. Yazın bilgisi ama özellikle konuşma becerisine hayran olduğum edebiyatçılarımızdandır. İle Dergisi’nin 9. Sayısı 2007 yılının Mart ayında okurla buluştu ve benim Annemin Çalılıklarında öyküm de bu baskısı, dizgisi ve içeriğiyle enfes dergide yer almıştı.
Annemin Çalılıklarında öyküm bir karakolda polis tutanaklarıyla “vak’a” anlatımıyla başlayıp polisleri, şikayetçiyi, zanlıyı, şikayetçinin beraberinde getirdiği çocukları da içine alan bir metindir. Olayı farklı bu karakterlerin farklı bakış açılarından ele alırken arada tutanak metinlerinin kuru ve mesafeli resmi diliyle de olay anlatılır. Şikayetçi bir sokak kadınıdır, onu satan adam tarafından darp edilmiştir, gecenin bir saatinde çocuklarıyla birlikte karakoldadır. Kadın her biri başka kişilerden olan çocuklarını istememekte, onlara devletin bakması gerektiğini ileri sürmektedir. “Bu çocuklara devlet baksın. Ben sokak kadınıyım. Onların bedensel ve ruhsal gelişimine zararlı bu.” “Senin değil mi bunlar? Devlet niye bakıyormuş” diyor polis. Sonra dönüp büyük çocuğa bakıyor, “Bu sizin anneniz değil mi?”
İlk anda bir kadının dayaktan şikayeti görünümündeki olay, tutanak yazıldıkça ve öykü ilerledikçe farklı bir dramı okura aktarır. Çocukların gözü önünde gerçekleşen olay zaman zaman onların düşüncelerine ve anlatımlarına de yer vererek tamamlanıyor. Finali ise şöyledir: “Yaşam içinde oradan oraya savrulan çocuklarsa besbelli annelerinin çalılıklarında barınmaktan bezmiş ve kararlarını vermişler. Dikenleri ellerine batan düşlerini başkalarına verecekler. Yalazları saçlarını tutuşturan bu sevgiyi de…gülüşleriyle birlikte; sen tut demeye karar veriyorlar polise… Birbirlerine sokuldukları köşeden verilmiş bu kararı ağabey açıklıyor: “ siz” diyor. “en iyisi bizi çocuk yurduna gönderin. Annem bizi istemiyor.” 



