Bir evin bahçesinde bir anne kedi yakaladığı guguk kuşunu yavrularının önüne atmış, didiklemelerini izliyordu. Her renkten yavru vardı. İki de siyah. Biri sarı gözlüydü biri yeşil. Aralarındaki tek fark. Yeşil gözlü olan yalnız takılmayı seviyor olmalıydı ki hepsi yanıma gelmelerine rağmen o gidip bir köşede yalanmayı tercih etti. O sırada ev sahibi kadın çıktı bahçeye, dedim ki, “Şu siyah yavruyu alayım mı?” “Al al,”dedi neşeyle. “Sütten kesildiler zaten, anne de ben de doyurmaya çalışıyoruz. Artık avlanmayı öğreniyorlar.” Bana yüz göstermeyen siyah yavruyu kucakladım. İki avucuma ancak sığıyordu. Ama çişini yapmak için kumu aramak, yemek seçmek, yedikten sonra temizlenmek, istediği yerde uyumak, dama çıkmak seçeneklerini kendi iradesiyle seçiyordu. Hangimiz bir yere otursak kucağımıza atlayıp uyukluyor, ayaklarımız tutulana kadar kıpırdamadan onu izliyorduk. Sonra “sen kucakladın, şimdi sıra bende” diye paylaşıyorduk eşimle.
Zeytin, 12 yıl önce girdiği yaşamımızın her gününü paylaştı bizimle. Çalımlı, özgür ruhlu, canı isterse kendini sevdiren, yıkanmaktan nefret eden, oyuncu bir bebiş… Ellerimiz tırmık içinde kalmıştı ama olsun. Onunla oynamak çok zevkliydi. Bizimle birlikte dört eve taşındı. Her keresinde yeni evi yadırgadı ve bize kızdı. Selde odada kapalı kaldığında giysi dolabının üstüne tırmanıp ben onu alana kadar ortalığı ayağa kaldırdı. Sonra bütün gün-o ele avuca sığmaz şeytan- yeleğimin içinde hiç kıpırdamadan benimle birlikte oradan oraya gezdi. Bahçeli evlerde ilk zamanlar onu tasmayla gezdirip alışmasını sağladık. Tasmalıyken havada uçan guguk kuşunu kapıp yemeğe kalkışınca eşim ağzından aldı. Bir panterin minyatürü gibiydi. Ağaçlarda damlarda gezmeye bayılır, yağmurda bile üstünü ıslatmadan eve gelirdi. Titiz dişi… Bebekken alıştığı, yoga matımı kemirip çiğnemeyi uzun yıllar bırakmadı. Şimdi sabahları spor yaparken o tırmık izleri, diş izleri içimi burkuyor.
On iki yılımızı paylaştık Zeytin seninle. Babür Abi gelince onu öyle kıskandın ki hasta oldun. İyileştirene kadar yıllarca uğraştık. Ama Babür Abi’yi hiç sevmedin. Kıhlamaktan, hırlamaktan hiç vaz geçmedin. Tabağına su kabına yaklaştırmadın. Yatakta ayak ucumuzda uyurken onun kapının eşiğinden girmesine bile izin vermedin. O da kapı arkasında yerde yattı. Sana saygı duyuyordu. Çünkü annesini hiç hatırlamıyordu. Kendi cinsinden tanıdığı ilk kedi sendin. Senin iki mislin olduğunda bile senden korkuyor muydu, saygı mı duyuyordu bilinmez sözünü dinliyordu. Ona mama yemeyi kumu kullanmayı öğrettin. Ama suyunu paylaşmadığından mı, huyu mu öyleydi, Babür Abi musluktan içmekten hiç vaz geçmedi. Banyo günleri onun bağırtısını duyduğunda yardıma geliyordun ama hiç sevgi gösterdiğini görmedik.
Sonra yine hastalandın. Ağzındaki kist yüzünden yemek yiyemez oldun. İlaçlarını içmedin. Zayıfladın, güçten düştün. O güzelim siyah tüylerin parlamaz oldu. Veteriner bile umudunu kesti, uyutalım dedi. Tüm dişlerin düştü… Kıyamadık sana Zeytin. İyi ki de o kararı vermemişiz. Dört yıl daha bizimle oldun. Huysuz ve akıllı kız. Sonra hastalık mı geri geldi, yaşlılık mı kuşattı seni? Yavaşladın. Zaten zamanını çoğunlukla benim yanımda evde geçirirdin, hiç çıkmaz oldun. Vücut sıvılarını kontrol edemediğin gün anladık ayrılığın yaklaştığını. Pencerenin önünde oturmaktan da vaz geçtin. Ve uzandın boylu boyunca yalnızca süt içebildin… An geldi süt de içemedin… Gözlerini açıp kapatmaya kadar indirgedin kıpırtılarını. Sonra bir baktım kapatmıyorsun… O güzelim yeşil gözler kıpırtısız… Şimdi yağmur yağıyor pencerenin önünde sen artık yoksun. Kalbimizde uyuyorsun.

Huysuz ve akıllı kız Zeytin….. hep anılarımızda olacak
BeğenBeğen