Başlığının Kumarbaz olduğuna bakmayın, Türkiye Panaroması
Bu kitapla ilgili konuşmaya karakterlerden başlamak isterim. Başkarakterin kadın olması (Cinayet Büro Amiri), ekibindeki kadın karakterler ve savcı Yelda ile benzerlerinden ayrılan ve bir kadın olarak benim ruhumu okşayan bir kadro. Karakter kelimesini vurguluyorum, çünkü çok yönlü gerçeklik duygumuza seslenecek şekilde ve eserin içinde adım adım farklı yönlerini keşfederek ilerlediğimiz karakterler bunlar. Kadınların tümü (iyi ve kötü) özgür bireyler olarak yer alıyorlar. Bu da çok hoş.
İyi çizilmiş karakterlerde, duyguların çözümü, dışa vurumu başarılı. Çaprazlama karakter betimlemeleri ise pekiştirici ve gerçeklik duygumuzu güçlendirici bir işlev üstlenmiş.
Olay örgüsü mükemmel. Sürekli değişim ve ileri doğru kurgusuyla okuru hiç bırakmıyor. Anlatı karşı açıya geçtiğinde biraz dikkatimin düştüğünü itiraf etmeliyim ama bu da yazırın anlatımla ilgili bir tercihi sanırım.
Salt polisiye olarak okunmayacak bir kitap Kumarbaz. Toplumsal kesitler, polis teşkilatıyla ilgili romantik ayrıntılar, çarpıcı insan portreleri, özellikle her kesimden güçlü kadınlarla tanışıyor okur.
Kumar alışkanlığına çok farklı açılardan bakış sağlayan kitabın adı Kumarbaz olmasına karşın aile ilişkileri, ebeveyn portreleri, çocuk suçlular, kuşak farkları, kumar piyasası, insan taciri piyasası, fuhuş piyasası, polisliğin çalışma koşulları, farklı aile bireyleri ilişkileri kitabın radarında… Birbirine değmeden sürüp giden çok farklı yaşamlara tanıtklık ediliyor.
Çok iyi kalite bir anlatım. Tuna Kiremitçi her şeyden önce iyi bir anlatıcı çünkü.Kıbrıs mekanına yerleştirilmiş tablomsu betimlemeler buluyoruz. Kumar mekanlarının betimlemeleri, rüya ve anımsamalarla genişletilen öykü zaman ve mekanı bütünsel kavrayışa hizmet ediyor.
Cinayet, sorgulama, otopsi konularında yeterli ve dozunda bilgi okura geçiyor. Şişli Hamidiye Etfal Hastanesi gibi ilginç bilgiler çok şık biçimde verilmiş.
Kitaptaki harika anlatımlara örnekler vermek isterim,
S.217 de (…) bitkin yüzlü annelerin kucağında ağlayan çocukların, sansiyonu fırlamış ihtiyarların, kalp hastalarının, kavgaya karışmış sarhoşların ve bebek Hatice Sultan’n hayaletinin yanından geçtiler(…)
Sert sahneler de yok değil. S.269-270’ teki resepsiyonistin öldürüşü hem beklenmedik hem de hayli sert. Komiserin kıl payı kurtulması tıpkı kahramanın kendisi gibi okurda da sonradan “Aman Tanrım bu neydi?” duygusu yaratıyor. Çok şık. Yine S.271’deki çatışma sahnesi net ve etkileyici.
Beyaz karga ile yaşanan değiş tokuş çok güzel. Bu sahnenin simgeselliği çok estetik. (S:296-297)
Kitabı okurken, “Elinde sıcak patates taşımak”, gibi hoş değimlere rastlayacaksınız.
Bir süre daha masamda dursun, arada yeni ayrıntılarını keşfederim, diyeceğiniz bir kitap.
Tuna Keremitçi’ye teşekkürler.

