TAŞRADA BİR SANAT DERGİSİ

Ömrüm Geçen Bir Sağanak Gibi III

Yirmili yaşlarımdayım, İstanbul’da yaşlı bir bayanla tanıştırdılar beni. “Kızımız nereden?” dedi, hanımefendi. “Bursa’dan,” diye cevap verdim. “Haa taşradan,” dedi boynundaki inci kolyeye dokunarak. Taşra; Bursa sanayi kentidir. Orada insanlar başkalarınca düzenlenmiş saatlerde hep aynı tempoyla, aynı işleri yaparak yaşar. Nüfusun çoğu işçidir, vardiyalı çalışır, esnaf ona göre çalışma düzenini kurar, haftalık veya maaş alınan günler işler canlanır. Yani alışverişin “başkalarınca düzenlenmiş saatlere göre yaşayan” işçilerin yaşamına göre bir düzeni vardır. Çocukların okul düzeni vardır.  Makinelere uyum sağlamak için makineleşmişlerdir sanki. Dindar bir kent iken dinci bir kente dönüştürülmesi de ayrı bir mekanizma yaratmıştır. Dini ritüeller de geleneksel ritüeller de abartılarak yaşanır. Çünkü sosyalleşmek ancak bu şekilde gerçekleştirilir. (Varsıl azınlığı ayrı tutuyorum. Onlar bu insan kümesinden ayrı ve dışarıda başka bir gezegenin yaratıkları olarak yaşarlar kentte.) Zaten konumuz ne işçiler ne patronlar şu anda. Sanatla ilgili olup bitenler. Bursa’da sanata dar bir kapı açılır. Açıldığı yer ise sanatçıları hiç doyurmaz.  Ses sanatçıları, ressamlar, tiyatrocular, yazarları anımsayın, birçoğunu Bursalıdır. Ancak Bursa’dan kaçmakla sanatlarını sanatseverlere ulaştırmışlardır. Burada sanat kısırdır, sanatçı olmak fazlasıyla idealistlik ister. (İdealistliği tanımlayalım, idealist gül ile lahana çorbası arasındaki farkı bilir ama gülden yapılan çorbanın daha güzel olduğuna inanırmış.) İstanbul’un gölgesi vurur diye de düşünebiliriz. O nedenle İstanbul’un kibirli dergilerine uzanmadan önce, hele sanat dergisiyse, okura ulaşmanın bir yolu “taşra” dergilerinde yazmaktır.  Çok emek isteyen dergilerdir. Çünkü zorluklarla çıkarılır, çünkü hem para kaynağı hem teknik donanım sorunları vardır, ayrıca dağıtımı çok zordur. Yıllarca gazete bayilerinde samanlı kâğıda basılmış, içi dopdolu olmasına rağmen en alt sıralarda duran sonra da sayfaları kıvrık kıvrık olup iade edilen sanat dergilerine üzülmüşümdür.  

Tanıdığım Bursalı ilk sanat dergisi Öner Sanat Dergisi’ydi. Seksenli yıllarda okurla buluşmuş  bu dergi belki bugün de çıkıyor olabilir, bilemiyorum. İşte o derginin 1995 yılı Haziran ayında 31. Sayısında, Sarhoşluğun Göstergesi öyküm otuz yedinci sayfadaydı.  Bu öykü sarhoş bir adamın evinin kapısında kilide anahtarını sokmaya çabalayışıyla başlar. Öykü boyunca onun gürültü yapmamak için sarf ettiği enerji, karanlıkta bin bir zorlukla hareket etmesi, giysilerini çıkarması, yatmaya hazırlanması anlatılır. Bu arada onun algısıyla çevredeki- geceden ve onun dikkatinden kaynaklı- başka sesleri duyarız. Adam bin bir zahmetle karısını uyandırmadan tam yatağına uzandığı sırada öykü biter. Karısı şu soruyu sormuştur;

“Bu akşam kaç düğme iliksiz kaldı?” dedi dingin bir sesle. Adam önce sustu. Sonra “Bir” dedi sıkıntıyla nefesini salarak. “İyi” dedi kadın, ona arkasını döndü.”

***

1995 yılı Ağustos, 32. sayısında ise Suat Bey’in Son Gecesi başlıklı öyküm var.

Yaşlı bir adamın geçmiş yaşamını ve aklında takılı kalmış aşkını anlatan bir öykü bu. Anlatıcı ses, öykü kahramanı Suat Bey’le konuşarak aktarıyor olan biteni ve “Nasılsın dostum?” diye başlıyor. Biraz alaycı bir ses. Aynı zamanda adamı kışkırtmak için uğraşıp duruyor. Yaşlılığını kafasına kakıyor, eski günlerini, özellikle bir kıza olan duygularını anımsatıp adam akıllı onu hırpalıyor. Adamı bu kadar üzdükten sonra öykünün sonunda konuşma şöyle bitiyor;

“Al yak bir sigara haydi, dertlendin… Ha sahi, yasak artık. Yasak, kendine dikkat etmelisin. Ne de olsa sen… Hey Suat Bey! Neyiniz var? Bakmayın öyle kış gibi! Suat Bey, Suat Bey!”

Tabi burada beni üzen bir ayrıntı vardır. Cümlenin altına metnin bittiğine ilişkin bir işaret koymak yerine cümlenin sonuna “Bitti” sözcüğünün yazılmış olması taşra tarzıdır işte. Dizgide yer kalmadığından olmalı, bir satır da kâr etmek için yanına yazıvermişler. Adamın öldüğünü ses aracılığıyla aktarmak istemişken bu bitti sözcüğü sanki öykünün parçası gibi duruyor ki benim canımı sıkar, durur.

***

O yıllara ait başka bir ayrıntıyı da paylaşmak isterim, bu derginin satış fiyatının 50.000.-TL. (KDV dahil) olması.  33. Sayı üç aylık bir dergi olmasına rağmen (arada çıkarılamıyordu galiba) fiyatı 100.000.-TL’ye çıkmış. Bu sayıda Tiryaki öyküm var.

İkili bir konuşma şeklinde aktarılan metinde bir ayrılıktan söz ediliyor, kışkırtıcı bir durum da var. Sanki bir kadınla bir erkek ayrılmış da kadın sürekli adamın aklını çelmeye çalışıyor gibi bir durum var.  Ama cinsiyet belirtir herhangi bir sözcük yok.

“Ne yapacaksın şimdi?”

“Neyi ne yapacağım?”

“İki saattir seni izliyorum, ellerini tarak gibi birbirine geçirdin, olmadı. Ayaklarını üst üste attın, ellerini dizkapaklarının üstüne yığdın, olmadı. Ayaklarını yan yana koydun, kalkıp yürüdün, döndün geldin, bir bardak su içtin, bir portakal yedin, baş parmağınla orta parmağını birleştirip vesveseli vesveseli giysindeki tozları silkeledin. Şimdi ne yapacaksın?”

Bu karşılıklı konuşma giderek ne yapacağını bilemeyen öznenin sinirlenmesine, karşı tarafın alaycılığının ve kışkırtıcılığının artmasına neden oluyor. Son paragrafsa şöyle,

“Uzandım, önce parmak uçlarımla hafifçe dokundum ona. Aman Allahım! İçim titredi. Buna izin vermemeliyim. Beni böyle tutsak etmesine… Dudaklarıma değdirdim… Sonra her şey birdenbire oldu. Bir ateş, dudaklarımdan içime akıveren o sıcaklık. Başım döndü, yüreğim pır pır pır… Vay, vay… Ne yalan syleyeyim, bunca zamandır gözümde tütüyordu, taktım dudağıma, dudağımda tüter oldu, yani anlayacağınız sigarayı bırakamadım.”

Kahrolmamak elde değil, final paragrafında dizgi hatasıyla şöyle olmuş. “Bunca zamandır gözümde tütüyordu, takım dudağıma tüter oldu yani anlayacağınız sigarayı bırakamadım.”

Neyse, gene de istenen etki yaratılıyordu sanırım. Bu öyküyü okuyan bir arkadaşımın, “sigarayı bırakma sen kardeşim,” dediğini de anımsıyorum. 

***

Öner Sanat 34. Sayısını hangi tarihte çıkarmış künyede yazmıyor ama fiyatı 200.000.-TL. olmuş, KDV dahil.

Bu sayıda Raftaki Kişilik öyküm var. A.Halet Çelebi’nin bir şiiri ile başlıyor ;

Kadıncığım

Oyluk kemiğimi çıkarıp/Kendime bir kadıncık yaptım/Ve bir şamar vurup/Rafa oturttum/Ben evden çıkınca/Kadıncığım yemeklerimi pişirdi/Söküklerimi dikti/Ve akşam olunca/Korkusundan Çıkıp rafa oturdu/Geceleri kadıncığımın dizine korum başımı/Ve üç kıl koparınca uyurum

Şairin amacı okuyanın asabını bozmak idiyse, başka bir deyişle tepki almak içinse başarılı bir çalışmadır, bu şiir. Bu yolla kadın sorunlarına dikkat çekmek istediği gibi bir iyi niyet besliyorsak aynı mantıkla bir de öykü yapılandıralım bakalım diye yazılmış bir öyküdür. Bir erkeğin bir kadını dövme sahnesiyle başlar. Adamın vurmaktan aldığı haz anlatılır, kadının dayak eyleminde duruşu, duyguları aktarılır. Bu ikilinin yaşamlarına girilip çıkılır. Yanlışlıkları görmezden gelmek, değişir nasılsa şeklindeki boş beklentilerin sonucu yaşanan evlilik adlı trajediye ilişkin tablolar çizilir bir kadın bir erkeğin açısından. Öykünün sonuna doğru kadın kahraman rahatsız edici biçimde erkek kahramana gözünü dikip izlemeye başlar. Onun içinde dalga dalga kabaran değişimi görmeye başlar okur.

“Birinin büyük uyku uyuması için kaç kıl koparmak gerekiyordu kafasından?” diye anlatıcı kadın kahramanın düşüncelerine aracı olur. “İyi ya, peki ne olacaktı şimdi? Ne mi olacaktı, ne olacağını şu an kestiremiyordu ama gümbürtüler sıklaşmıştı içinde. Bir de paketinde sadece tek sigara kalmış sigara tiryakisinin o endişesi vardı içinde…” diye biter öykü.

İlk kitabım Astak Kum Saatinde Akarken’in son bölüm öykülerinden biri olmuştur sonradan Raftaki Kişilik.

Başka öykülerin öykülerinde buluşmak üzere…

Yayınlayan

serapgokalp

Bursa doğumlu. Bir süre devlet memurluğu yaptı, istifa ederek otomotiv, gıda, tekstil, çelik, inşaat sektörlerinde değişik görevlerde çalıştı. İlk öyküsü Edebiyat-81 dergisinde 1983 yılında, daha sonra Yeni Olgu, Kıyı, Öner Sanat, Karşı, Yaklaşım, Yazko, Papirus, Agora, Türk Dili dergilerinde yayınlandı. Sonraki yıllarda; İle Dergisi, Patika Dergisi, Anafilya, Havuz, Öykü Teknesi, Sözcükler, Notos, Kurşun Kalem, Kar, Dünyanın Öyküsü, Kitaplık, Gösteri dergilerinde öyküleri, inceleme yazları yer aldı. İlk öykü dosyası Böcek Cinayetleri’dir. Ancak yayıncı tarafından yıllarca bekletilip basılmadığı için dosyayı geri almış ve imha etmiştir. İkinci dosyası Astak Kum Saatinde Akarken adlı kitabı, 2002 yılında Sistem Yayıncılık tarafından kitaplaştırıldı. Otuz sekiz yeni öyküsü 267 sayfalık bu ilk kitapta yer aldı. İkinci kitabı Kulak Misafiri, 2009 yılında Pupa Yayıncılık tarafından basıldı. Ödüllü öykülerinin yer aldığı bu kitabı Orhan Kemal Ödüllü üçüncü kitabı Tuz Saraylar izledi. 2010 yılında İlya Yayıncılık tarafından kitaplaştırıldı. Dördüncü kitabı Pirana Kahkahaları 2017 yılında Kanguru Yayınları tarafından yayımlandı. Kişisel kitapları dışında Anlatılan Bizim Hikâyelerimiz, Çığlık, Mübadele Öyküleri, Öykü Dostluğu, Kadınların Ruh Acıları, Öyküden Çıktım Yola-252 Yazardan Minimal Öyküler, Gurbet (Almanya, Gökyüzü Yayınevi Seçkisi) Tanzimattan Günümüze Rumeli Motifli Öyküler seçkilerinde öyküleri yer aldı. Kadın Yazarlar Derneği Yayını, Kadınlar Edebiyatla Buluşuyor adlı projede öykü atölyeleri düzenleyerek aynı adlı yapıtta ve yine Kadın Yazarlar Derneği Yayını olan Söz Kesmek, Kına Yakmak, Nikah Kıymak adlı kitapta incelemeleri, yayınlandı. Öykü kitapları dışında Kalp Krizi, Bu Gece Uyku Yok Çünkü ve Buket Başaran Akkaya ile ortak oyunlaştırdıkları İki Çığlık, İki Türkü, Bir Ağıt adlı oyunları bulunuyor. Serap Gökalp’in bir öyküsünden oyunlaştırılan bu oyun Devlet Tiyatrolarına kabul edildi. Çalışmalarından Fadime Hanımın Işığı adlı öyküsü Petrol İş Sendikası – Kadın Öyküler Yarışmasında 2007 birinciliğini, Sisin İzi adlı öyküsü, Madenci Öyküleri Yarışması 2007 ikinciliğini, 16/24 Vardiyası adlı öyküsü, Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri Yarışması 2007 üçüncülüğünü kazanmıştır. 2009 yılında Tuz Saraylar adlı dosya ile katıldığı öyküleri Orhan Kemal Ödülü ikinciliğini almıştır. Metin incelemelerini dergilerde, internet edebiyat siteleri ve edebiyat etkinliklerinde, paylaşmaktadır. Halen ÇYDD Bodrum şubesinde ve Bodrum Kent Konseyinde gönüllü olarak çalışmakta öykü atölyeleri düzenlemektedır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s